:::
okumakta olduğunuz yazı...
eşcinsel, Fotoğraf, Görmek lazım, Gezmek lazım, seyahat, tatil, tecrübe etmek lazım, yazılarım

Mamma Mia! ROMA!

Evet, sayın izleyiciler, yine rahat duramadık ve iki ay aradan sonra İtalya’ya tekrar gittik…. Ama bu sefer Roma’ya! Daha önce Palermo seyahati için yaptığım gibi anılarımı günlük şeklinde paylaşmak yerine, yaptıklarımızdan ve izlenimlerimden bahsetmek istiyorum. Zaten o kadar yoğun bir program vardı ki, oturup günlük tutacak bir lüksüm olamadı :)

Uçakta giderken yan sırada oturan ve Lost dizisindeki Yunjin Kim‘e benzeyen kadının, “yoksa bu uçak da düşer mi” gerginliği yaratması ile uçağın güzergahını gösteren ekrandaki haritada neden İstanbul dışında sadece Uşak’ı gösterdiğinin gereksiz analizi arasında geçen 2 saat 10 dakikanın ardından sağsalim Roma’ya indik. (Evet, buraya kadar sadece 1 cümleydi :))…

Roma’nın önemli bir yer olduğu kesin. İnanılmaz mimari eserler var bi kere. Dolayısıyla iyi bir program yapıp, Europride haricinde kalan zamanlarda, görebildiğimiz kadar gezmek istedik. Europride kısmını ayrı bir yazı olarak planlıyorum, onun için şimdilik diğer faaliyetlerimizden bahsedeceğim. İlk gün artık gezecek bir halimiz kalmadığından, ertesi gün turlamaya karar verdik. Zaten saat 16:00’da pride yürüyüşü başlayacağından, bu planı bile kısa tutmamız gerekiyor.

Colosseum ve hemen yanında Arco di Constantino

İlk durağımız Colosseum. Herhalde Roma’yı en iyi ifade eden eserlerden biri. İnanılmaz büyük bir amfiteatr. Pek vaktimiz olmadığından (ve tabi hatırı sayılır bir kuyruk vardı önünde) içeri giremedik ama 50.000 izleyici alabilecek kapasitedeymiş. Hemen önünde gladyatör kostümlü turist-neşe-kaynağı bir takım adamlar dört bir yanda kol geziyor. Hasbelkader, haydin gel bir fotoğraf çekinelim, diyecek olursanız da bi 15-20 Euro’yu gözden çıkarmanız lazım. Sırası gelmişken, Roma baya bi pahalı. Palermo’da hiç böyle dertlerimiz yoktu ama burada yol, taksi, mağazalar filan ciddi paralar tutabiliyo. Ona göre, gidecekseniz hazırlıklı olun, derim.

Colosseum’un hemen yanında Arco di Constantino (Constantinus Takı) var. Aradaki yol boyunca da zebil gibi hediyelik eşya satanlar. 2 gün sonra yine aynı parayı vererek alacağım 3 Euro’luk magnet’i burada almamak için nedense pek bi direnmiştim halbuki :)

Fontana di Trevi (Aşk Çeşmesi)

Bir sonraki durağımız Fontana di Trevi yani bildiğimiz Aşk Çeşmesi. Türkçe’de neden böyle bir adı var bilmiyorum. Tabi gittiğimiz her yer gibi burası da izdiham halinde. İnanılmaz sayıda turist var, hiç böbürlenmeyelim turizm ülkesiyiz filan diye. Biz ise güç bela çeşmenin kenarında kendimize bir yer bulup birkaç kare fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik elbette :). Ayrıca bir klasik olan bozuk para atma ritüelimizi de atlayamazdık :).

IL VITTORIANO

Günün finali Piazza Venezia‘daki Il Vittoriano. (2. değil, IL – “L”yi küçük harf yazınca öyle gibi okunuyo ama kanmayın :)). Colosseum muhteşemdi ama Il Vittoriano’nun da aşağı kalır yanı yok. Çok beyaz bir yapı olmasından dolayı “Roma’nın takma dişleri” veya “düğün pastası” filan diye dalga geçiyorlarmış bi de. Bu yapı bizde olaydı, kirinden pasından geçilmez, kimse de böyle takma ad filan takamazdı :) Burası, İtalyan birliğini kutlamak üzere kurulmuş ve yeni ulusun ilk kralı olan Vittoriano’ya adanmış. Gezimizi bugünlük noktalayıp, Europride’ın yapılacağı mekana doğru yola çıktık. Dediğim gibi Europride ayrıntıları başka bir yazıda gelecek. O yüzden şimdilik bu kısmı atlıyorum.

Spanish Steps

Roma ziyaretimizin ikinci gününe geldik bile. Dünkü yorgunluğumuzu bu sefer dinlenmek yerine sokaklarda yürüyerek atmak zorunda kaldık. İlk mekanımız kimsenin dilinden düşürmediği Spanish Steps (İspanyol Merdivenleri). Meğer burası en popüler buluşma mekanıymış. Turist kalabalığından insanlar nasıl buluşuyor anlayamadım ama merdivenleri görmek üzerinde oturan insanlardan dolayı hemen hemen imkansız gibi :). Ama öyle ya da böyle bizim için iyi bir dinlenme fırsatı olduğu kesin. Buranın devamında lüks mağazaların olduğu bir cadde geliyor. En paspal kıyafetlerimizle burada yürürken vitrinlere ve fiyatlara bakmaktan hiç de çekinmediğimizi özellikle belirtmek isterim :)

Pantheon

Pantheon'un kubbesi

Bir sonraki ve günün son durağı olan Pantheon’a gelmeden önce muhteşem lezzetli dondurmalarımızı da bu arada yediğimizi hemen ekleyeyim. Pantheon ise Piazza della Rotonda’da bulunuyor ve Roma’nın en iyi korunmuş anıtı olarak anılıyor. “Bütün Tanrıların Tapınağı”nın özellikle pek etkileyici bir kubbesi var. Tabi bunu içeri girince anlıyorsunuz. Pantheon İÖ 27 yılında yanmış. Sonra İS 125 yılında imparator Hadrianus kiliseyi yeniden inşa ettirmiş. İyi de etmiş, hala o şekliyle saklıyorlar işte…

Buradan da ayrıldıktan sonra soluğu tekrar Pride Park’ta aldık. Biraz bira filan içip, sahnede prova yapanları izlerken de Türkiye’deki seçim sonuçlarını öğrendik (yorum yok). Günün kalan kısmı yemek yemek ve bol bol İtalya dedikodusu yapmakla geçti. Şehrin güzel olması kadar malesef sosyal anlamda insanlarına o kadar ısınamadık. Akdeniz ülkesi olmasına rağmen Palermo’ya kıyasla Roma’lıları oldukça mesafeli ve soğuk bulduğumuzu söyleyebilirim. Başka dedikodular da var ama onları burada anlatmayacağım :)

St. Pietro bazilikası - Vatikan

Roma’daki son gün mönümüzde Vatikan ve Santa Maria Maggiore kilisesi vardı. Doğrusu Vatikan’a sadece bir metroyla gidebileceğimizi bilmiyorduk. Ama, yine, her yerde olduğu gibi St. Pietro kilisesi ve müzelere girmek için öyle bir kuyruk vardı ki (yukarıdaki fotoğraflarda görüyorsunuz), güneşin altında beklemeyi gözümüz yemedi. Onun için Vatikan maceramız sadece dev meydana girmek kadardı. Son günümüzde fazla yorulmak istemediğimiz için ikinci ve son olarak Santa Maria Maggiore kilisesine gittik. Burası da efsaneye göre Bakire Meryem’e adanan en büyük ve en muhteşem kiliseymiş ve 4. yy’da Papa Liberius tarafından yaptırılmış.

Santa Maria Maggiore kilisesi

Kiliseden çıktıktan sonra hemen yakınında ki bir aile tarafından işletilen Irish Pub’da öğlen yemeğimizi yedik. Sonrası tamamen dinlenmek ve ertesi günkü yolculuğa psikolojik olarak hazırlanmakla geçti. Yorucu ama dolu dolu bir Roma tatili oldu bizimkisi. Üstelik daha Europride’dan bahsetmedim bile. En kısa zamanda onu da yazıveririm :)

About Taquo

I have been composing songs and singing since I was very little. But only recently I have decided not to keep them for myself but share them with the world. Eventually I released four singles in various languages (english, turkish, french and spanish).

Tartışma

Trackbacks/Pingbacks

  1. Geri bildirim: 3 Wonders: Weekly Photo Challenge (Wonder) « aNTibaKTeRiYeL - 15/11/2011

Siz Ne Düşünüyorsunuz? Yorum filan...?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

antibakteriyel

Twitterttıklattırdıklarım

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Şunlardan Bahsederim…

Falanca bi zaman yazdıklarım

Kopyalayanın ensesindeyim!

Protected by Copyscape Originality Checker

Gelenim gidenim boldur

  • 103,246 kere tıklamışlar zira

StatCounter

wordpress hit counter kişi ziyaret etmiş Personal Blogs Blog Directory & Search engine Follow Me on Pinterest
%d blogcu bunu beğendi: