:::
okumakta olduğunuz yazı...
Duyarlı Olmak lazım, Eleştiri, spiritüel alemler, yazılarım

yargı (kişisel olan) – falanca gazetenin filanca yazarlarına…

bu yazım, defne joy foster’ın ölümünün ardından, yazmış oldukları kendi önyargılarından ibaret köşeyazılarına dayanarak hıncal uluç ve serdar arseven’e gelsin. dileyen istediği kısmı kendi için de okuyabilir…

***

huzur içinde yat sevgili defne joy!

yargı diyelim, başlayalım. yasama, yürütme, yargı’daki yargı değil. bayağı bildiğiniz kişisel olan yargılardan bahsedelim. hatta daha da net olup, önyargı diyelim. şu hani hiç tanımayıp, sokakta yanınızdan geçen falanca bir insan evladı hakkında bir anda kafanızda oluşuveren, olumlu veya olumsuz, hemen 2 saniye içinde o insanı puanladığınız önyargılardan. tanıdığınız biri bile olsa, gerçek verilere bile dayansa, haddiniz olmadan yaptığınız, o kişiyi beyniniz daha kolay algılasın diye yerleştirdiğiniz, sadece kendinize özgü olan ve bir başkasına zerre kadar anlam ifade etmeyecek sınıflandırmalardan, değer yargılarından.

en son ne zaman birine, kelimenin tam anlamıyla “nötr” olarak yaklaştınız? ya da gerçekten herhangi birine hayatınızın herhangi bir döneminde nötr olarak yaklaştınız mı? onu hiç yargılamadan, haklı/haksız, güzel/çirkin, uzun/kısa, ahlaklı/ahlaksız, yeşilaycı/alkolik, başı kapalı/başı açık… – listeyi uzatın gitsin – diye düşünmeden, demeden… hiç bu cesarete sahip olabildiniz mi?

ya da bu kadar mükemmel varlıklar değiliz diye düşünelim… hiç, bir kişiye karşı oluşturduğunuz önyargının aslında sadece sizin yargınız olduğunu düşündünüz mü? sadece sizi bağladığını ve aslında sizi kısıtladığını? kendi yarattığınız her bir önyargının aslında kendi hapishanenizin duvarlarını ören tuğlalar olduğunu? sizi “sevgi” denen en insani duygudan mahrum bıraktığını?

tahmin etmesi zor değil, bu cevapları sadece kendinize vermenizi istiyorum. zaten seçim de sizin. ister yargılarsınız, ister kalbinizi açar herkesi olduğu gibi kabul edersiniz. o kişiden uzak olmak ya da tam tersine ona yakın olmak tamamen sizin özgür seçiminizdir. buna kimseler karışamaz. bir tek şartla!

falanca kişi şöyledir, böyledir diye kendinize ait bir önyargıyı kalkıp bir gazetede köşe yazısı yaparsanız, bu yargınıza katılanlarla, katılmayanlar arasında tehlikeli fırtınalar estirmeye başlarsınız. iyi bir halt ettiğinizden değil, sadece gazetenin bir medya organı olarak kitlelere ulaşabilme özelliğini kullanabilme şansınızdan dolayı. işte bu noktadan sonra ben böyle düşünüyorum’du, beni bağlamaz’dı diyip bir kenara çekilemezsiniz. yarattığınız tepkiye karşı kendinizi savunmak zorundasınızdır. hele ki içinizdeki o tüm önyargılarınızdan oluşan, midenizdeki tüm asidi kustuğunuz köşeyazılarınızı bir ölümün ardından yazıyorsanız. genç ve hayat dolu bir insanın ölümünün ardından… bunca seveni olan bir insanın ardından…

falanca gazetenin, filanca yazarının, defne joy foster hakkında ne düşündüğü kimseyi ilgilendirmez. ama düşündüğünü yazdığı anda, diğer yazdığı yazılarda olduğu gibi sorumlulukları başlar. “neden” sorusunun cevabını vermesi gerekir. tanımadığı bir insan hakkında önyargılarıyla dolu bir yazı yazarak, gazetenin o köşesini ne maksatla işgal ettiğini açıklaması gerekir. benim bir türlü göremediğim o “genel ahlak”‘ı ne cesaretle bir başkasını karalamak maksadıyla kendine cephane olarak kullandığını açıklaması gerekir.

benzer şekilde bu “yazar”ların, değer yargıları, önyargıları, genel ahlakları da onları bağlar. insani değerlerden yoksun kriterleri artık her neyse, o bataklıkta çürümelerine izin vermek gerekir. onun için bu yazıyı asla akıl öğretmek için yazmış bulunmuyorum. sadece ve sadece çirkin yüzlerini görmekten kaçındıkları için üzerini örttükleri aynanın örtüsünü bir parça da olsa çekmeye çalışıyorum. “çirkin yüzleri” yazmayı seven bu yazarlar belki bu şekilde yeni yazılarına bir konu daha bulabilsinler diye…

***

cenazenizde “nasıl bilirdiniz” diye sorduklarında, merak etmeyin, iyi bilirdik, diyecekler. adettir çünkü. yani sırf ondan. yoksa gerçekte aslında gayet iyi bilirsiniz sizin hakkınızda insanların neler düşündüklerini. ancak şu andan itibaren sizin ardınızdan insanların defne joy’a üzüldüklerinin zerresi kadar bile üzülmeyeceklerini de biliyorsunuzdur. birçoğumuz sizi zevkle unutacağız…

About Taquo

I have been composing songs and singing since I was very little. But only recently I have decided not to keep them for myself but share them with the world. Eventually I released four singles in various languages (english, turkish, french and spanish).

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Siz Ne Düşünüyorsunuz? Yorum filan...?

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

antibakteriyel

Twitterttıklattırdıklarım

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

Şunlardan Bahsederim…

Falanca bi zaman yazdıklarım

Kopyalayanın ensesindeyim!

Protected by Copyscape Originality Checker

Gelenim gidenim boldur

  • 103,225 kere tıklamışlar zira

StatCounter

wordpress hit counter kişi ziyaret etmiş Personal Blogs Blog Directory & Search engine Follow Me on Pinterest
%d blogcu bunu beğendi: